BMW, motor tedarikçisi olarak Formula 1'e döndüğü 2000'den bu yana, şampiyonluk mücadelesi vermekten uzak kalsa da, düzenli olarak kazandığı başarılarla isminden söz ettirdi.
31.Temmuz.2009, Cuma 09:38:59
Analiz: BMW'nin ortaya çıkarılamayan potansiyeli
Foto Galeri:
Brabham'lı yıllar
1952-1954 ve 1967-1968 yılları arasında, Formula 2 araçlarıyla dünya şampiyonasında temsil edilen BMW, ilk gerçek Formula 1 deneyimini 1982 yılında yaşadı. O yıl Alman üretici, 1.5 litre turbo motor kullanan Brabham'la Kanada'da ilk yarışına çıktı.
BMW motoru kullanan araçla ilk zafer Nelson Piquet'den geldi ancak bu, BMW'nin denge ve dayanıklılık konusunda sıkıntı yaşadığı dönemde elde ettiği tek galibiyet olacaktı.
1983'de BMW'nin takım portföyüne Brabham'dan sonra ATS katıldı. Piquet, sezona kendi ülkesi olan Brezilya'daki galibiyetiyle mükemmel bir başlangıç yaptı. BMW dayanıklılık konusunda oldukça mesafe kat etti. BMW motoruyla yarışan Piquet Monza ve Brands Hatch'de de podyumun tepesine çıktı ve o sezon sürücüler klasmanında şampiyon oldu.
Ertesi yıl Brezilyalı sürücü dokuz kez pole pozisyonu kazanmasına rağmen, sadece iki kez zafer yaşadı. Bu arada Porsche'nin ürettiği motorla yarışan McLaren, şampiyonayı domine eden takım oldu. Arrows daha sonra BMW motoruna geçse de pek başarılı olamadı.
1985 de, BMW için sönük bir yıl olarak geçti. Piquet, sadece Paul Ricard'da, Pirelli lastikleriyle yüksek sıcaklıkta koşulan yarışı kazandı.
Benetton'lu yıllar
Brabham takımı yavaş yavaş düşüşe geçerken, BMW, Benetton'la anlaştı. Alman motor üreticisi için o yılki dönüm noktası Gerhard Berger'in Meksika'daki zaferi oldu. Bu sezon Teo Fabi'nin Avusturya ve İtalya'daki pole pozisyonlarıyla, BMW bir kez daha korkulan bir güç olduğunu hatırlatmış oldu. Fakat Benetton 1986 sezonunda ancak 19 puan toplayabildi. Bu sonuç, BMW'nın dayanıklılık konusunda hala yetersiz olduğunun bir kanıtıydı ve Alman üreticisi sezon sonunda çekildi.
Brabham ise 1987'de de BMW motoru kullanmaya devam etti ve 1988'de F1'den ayrılmadan önce ancak 10 puan toplayabildi. Böylece BMW, Formula 1'den tümüyle çekilmiş oldu ancak USF&G-Megatron, BMW motorunun haklarını satın aldı ve Heini Mader tarafından ayarları yapılan motor Ligier ve Arrows tarafından kullanıldı.
Williams'lı yıllar
BMW, Formula 1'deki yeni dönemine 1998'de, Renault ile işbirliğini sona erdiren Williams'la yaptığı anlaşmayla başladı. İngiliz ekibi, 1990'lı yıllarda Renault ile yarışları domine etmeyi başarmıştı. BMW'nin de yarış kazanabilecek bir motorun nasıl yapılacağına dair kaynak ve teknik bilgi altyapısı vardı. Ancak böyle bir birleşim 1990'lı yılların başında Renault'nun başarısı nedeniyle hiç planlanmamıştı. Bununla birlikte 1997'de bu projeye yeşil ışık yakıldı.
Başlangıçta Gerhard Berger'in yönetimi altında, Mario Theissen, BMW motor sporları faaliyetlerinin ortak sorumluluğunu üstlendi. BMW, 2000'de pistlere dönüş yaptı.
İşbirliği oldukça iyi başladı. Ralf Schumacher, Melbourne'deki ilk yarışı podyumda bitirdi. Ayrıca Spa ve Monza'da da podyuma çıkan BMW yeniden en güçlü motorlardan biri olduğunu kanıtladı.
Ferrari ve McLaren arasındaki farka rağmen markalar klasmanındaki üçüncülük BMW için oldukça iyi bir sonuç oldu. Bir sonraki yıl
Juan Pablo Montoya Brezilya Grand Prix'de yarışı büyük bir farkla önde götürüken tur bindirdiği Jos Verstappen, Kolombiya pilota arkadan çarpıp onu yarış dışı bıraktı.
BMW zafere bu kadar yaklaşmasına rağmen büyük bir hayal kırıklığı yaşadı ancak o sezon galibiyetler geldi. Schumacher, San Marino, Kanada ve Almanya Grand Prix'lerinde podyumun tepesine çıkarken, Montoya, Williams'a Monza'da dördüncü galibiyetini getirdi ve sezonu yine markalar klasmanında üçüncü sırada tamamladı.
Bir sonraki yıl ise hedefde şampiyonluk vardı. Schumacher beklendiği gibi Malezya'da sezonun ikinci yarışında damalı bayrağı gören ilk pilot oldu. Ancak sezon takım için büyük bir hayal kırıklığıyla geçti. Williams, Montoya'nın 6 kez pole pozisyonu kazanmasına rağmen başka yarış kazanamadı. Ferrari ise 17 yarıştan 15'ini kazanarak müthiş bir başarı elde etti.
Williams-BMW işbirliğinin en başarılı dönemi 2003'te yaşandı. Montoya sezonun ilk galibiyetini Monako'da aldı. Schumacher ise, Nurburgring ve Magny-Cours'ta arka arkaya kazandığı zaferlerle şampiyonluk mücadelesinde ben de varım dedi. Kolombiyalı pilot sezonu üçüncü sırada bitirirken, Indianapolis'te Rubens Barrichello'ya çarptığı için pitten geçme cezası alınca altıncı oldu ve şampiyonluk yolunda çok önemli puanları yitirdi.
2004'de BMW-Williams ortaklığında kırılamalar başladı. Theissen, dünya şampiyonluğunu kazanmanın ancak bir kendi yönetimleri altındaki bir takımla mümkün olabileceğini düşündü. O yıl pistlerde Ferrari'nin tartışmasız üstülüğünün olduğu bir sezondu. Brezilya'daki sezonun final yarışında Montoya'nın kazandığı zafer bile, sezonu kurtarmaya yetmedi. BMW, kötü geçen yılın sorumlusu olarak faturayı Williams'a kesti ve artık tam bir fabrika çalışmasının başarı için kaçınılmaz olduğu ortaya çıktı.
2005'te BMW, Sauber takımını satın aldığını duyurdu. Başlangıçta Sauber, motor tedariki konusunda BMW ile temasa geçmişti. Ancak hem Theissen, hem de Peter Sauber, işbirliğinin yürüyebilmesinin, takımın satışıyla mümkün olacağını gördü ve BMW Sauber doğdu. Williams ise Nick Heidfeld ve Mark Webber'le sadece dört podyum finiş yaparak sönük bir sezon geçirdi.
BMW Sauber'li yıllar
BMW, takımın faaliyetlerinin Hinwil merkezli yürütülmesine devam etme kararı aldı. Şasi geliştirme çalışmaları burada gerçekleştirildi. Motor ünitesi ise BMW'nin Münih'deki merkezinde üretildi. Birleşme oldukça isabet oldu, çünkü Peter Sauber takımı öyle bir hale getirmişti ki, bir üretici şirket için oldukça cazip olmuştu.
Rüzgar tünelinin kapasitesi genişletilerek günde 24 saat çalışır hale geldi. Ayrıca aerodinamiğin bir diğer kolu olan CFD için büyük yatırımlar yapıldı. Bu çabaların ardından yeni BMW Sauber takımın çıkışı da çok fazla zaman almadı.
2006 sezonu, önemli bir geçiş yılı oldu. Nick Heidfeld, Williams'dan BMW'ye geçti. Böylece Jacques Villeneuve ile birlikte düzenli olarak puan alma hedefiyle yarışmaya başladı. Bu arada ilk podyum hedefine ulaşıldı. Takımda podyuma çıkan ilk isim Macaristan Grand Prix'de üçüncü olan Heidfeld oldu. Bu arada Villeneuve'nin yerini çaylak Robert Kubica aldı ve Monza'da Heidfeld'in sonucunu tekrarladı.
Ümit verici 2006 sezonunun ardından F1.07, BMW'nin gerçek manada kaynak ayırarak ağırlığını koyduğu ilk araç oldu. Takım her yarışta düzenli olarak puanlar alarak, markalar klasmanında sezonu üçüncü sırada bitirdi. Heidfeld, iki kez podyuma çıktı. Ayrıca, Kubica'nın kazası nedeniyle Indianapolis'te yarışan Sebastian Vettel de 101 puanlık sonuca katkıda bulundu.
2008 de, bir önceki yıl gibi konulan hedeflerin başarıldığı bir yıl oldu. Takım düzenli olarak puan almanın dışında, BMW Yönetim Kurulu tarafından istenen, ilk galibiyeti kazandı. Kubica, bir önceki sezon ölüm tehlikesi geçirdiği Kanada'da podyumun tepesine çıkmayı başardı.
Sezonun ikinci yarısında ise, takım Kubica'nın düzenli olarak puan almayı sürdürmesine rağmen, performansında bir düşüş yaşadı. Ancak son yarışlarda yeniden çıkış yakalayan BMW'den yeniden yarış kazanması beklenmeye başladı.
BMW Sauber, 2009 aerodinamik kurallara göre kış testlerinde tam geçici araçla çıkan ilk takım oldu. Birçok takım daha sonra BMW'yi taklit etti.
F1.09'un ilk testleri, birçok kuralın ilk kez uygulanacak olmasından dolayı, takımın şampiyonluk mücadelesi verebilecek kapasiteye sahip olduğunu görüntüsü verdi. Fakat çok kısa bir süre sonra aracın aerodinamik açıdan, özellikle de Brawn GP 001'in Mart ayındaki Barselona testlerinde sürüşlere başlamasından sonra, yetersiz olduğu görüldü.
F1.09 buna rağmen sezona iyi bir başlangıç yapmak üzereydi. Kubica, Avustralya'da mücadeleyi ikinci sırada bitirmeye hazırlanırken, Vettel'le çarpışınca yarış dışı kaldı. Böylece BMW için zor bir sezon başladı. Heidfeld ise Malezya'da kırmızı bayrakların kaldırıldığı yarışta ikinci oldu. Takım bu yarıştan sonra gözle görülür bir düşüşe geçti ve geride kalan 10 yarışta ancak sekiz puan toplayabildi.
TurkiyeF1.com
turkiyef1.gündem































